-
#direngeziparkı
Gezi Parkı direniyor. Direniyoruz! Nadiren ‘biz’ haline gelebilen ‘biz’ titreyip kendimize geldik sanki! Gezi’deki direniş çok önemli. Şimdiden tarih yazıldı orada ve yazılmaya devam ediyor. Buradan önemli bir hareket çıkar mı? Wall Street’te gördüklerimizi ve fazlasını burada gerçekleştirebilir miyiz? Neden olmasın… Sermayenin dur durak bilmeyen yayılmacılığını ve iştahını durduralım. 3.köprü, 3. hava alanı, abidik kanal projesi, Alakır ve kurutulan diğer nehirler, delik deşik edilen Karadeniz, nükleer santral planları… Durduralım hepsini. Tarihi, kültürü, doğayı koruduğumuz ‘yeni dünya’yı yaratalım artık. Yanlışlıklara karşı duralım, dimdik! Karşı durmakla da kalmayalım; özlediğimiz dünyayı önce kendi hayatlarımızda oluşturalım. Dönüşelim, dönüştürelim… Aksi takdirde sürekli itiraz etmekten, sürekli bir şeyleri yavaşlatmaktan, küçük zaferlerden öteye geçemeyiz. Direnişin önemi çok…
-
Estirik bi’ yazı
Ne kadar uzun süre olmuş ‘içimden sohbetler’e yazmayalı. Bi’ çeşit nadas sanki. İçimden hiç sohbet etmiyor ve kendimce dünyayı kurtarmaya devam etmiyor değilim elbette ama yazmaya değer bulmadım demek ki. Ya da toparlayamadım belki de. Peki şimdi toparladım da mı, yazmaya başladım? Yooo!!! Ama bi’şeyler beni yazmaya itti; bakalım ne çıkacak. Hayatım çok değişti. Benim hayatım hep çok değişir aslında; bilen bilir, ben sürekli istifa ederim, şehir değiştiririm, ev taşırım, yeni uğraşlar edinirim, sıkılırım başka bi’şeylere merak salarım… Gördüğü her şeyi isteyen çocuklar gibiyim. Değişik neyle tanışsam istiyorum, bi’ acayip! Bazen bi’şeyleri istemiyorum da, şaşırıyorum. Mesela hiçbir zaman dalış yapmayı çok istemedim. Hayret! Ama çoğu şeyi istiyorum, hemen her şeyi…
-
‘göçebe günler’den ithal paragraf
göçebe günler’e yazarken aşağıdaki paragraf çıktı; şimdiye kadar, yazdığıma en memnun olduğum, acayip hissettiğim ve kendiliğinden akan bir paragraf. Manifestomsu oldu… ((: Buraya da yapıştırmak istedim: “Ben tek başıma ayakta durabilmek istemiyorum; ben kendi kendine yetebilen biri olmak istemiyorum; bu yanılsamalara inanmıyorum ve böyle bir şey mümkün de değil zaten; ben topluluk(lar) içinde var olmak istiyorum; elimden geldiğince, her neyim varsa paylaşmak istiyorum; ihtiyacım olduğunda da korkmadan, çekinmeden istemek, almak istiyorum.”
-
‘yola çıkış niyeti’ mühim bi’şey bi kere
“Evreka!”, dedim geçen gün, ‘ciesem’ operatörünün reklamını izlerken. Tamam, Arşimet gibi suyun kaldırma kuvvetini bulmadım belki ama kendimce mühimce bi’şey, yine de… Geçen günkü yazımda -ve o yazıda da bahsi geçen 2 ay önceki başka bir yazımda- yaptığımız iyilikleri, güzellikleri paylaşmalı mı sorusunu tartışıyordum ya; aslında sonuca da varmıştım gerçi; paylaşmak ve bu güzelliklerin görünür kılınmasını, yayılmasını sağlamanın önemiyle ilgili atıp tutmuştum. Kafamda tek bir soru işareti kalmıştı, ki yazmamıştım; o da, bu yaptıklarınla prim yapma arzusu ve bunun getirebileceği sakınca idi. Kendini öne çıkarma isteği, egosal durumlar, şunlar-bunlar… İşte reklam, bu kısımda da netleşmemi sağladı. Şöyle oldu: Murkcell firması, abone merkezlerinin bir kısmında işaret dili ile konuşan çalışanlara sahip…
-
ihtiyaçlar, ‘sormak’, para, iş, ne ararsan…
3-4 saat önce Sinan’la, arada Burcu ve Hülya’yla, akşamüstü de Levent’le yaptığımız telefon görüşmeleri o kadar iyi geldi ki… Sinan’ın ve Levent’in, ihtiyacımın olup olmadığını, benim için yapacak bir şeyleri olup olmadığını bir kaç kere sormaları o kadar değerli ki… Ayrıca Levent’in “Sana fon oluşturalım.” demesi, ki bunda çok ciddiydi. Geçenlerde Bülent de aynı şeyi önermişti. ((: Şimdilik fon ihtiyacım yok ama bunu düşünmeleri, teklif etmeleri, gidişatımı onaylamaları ve takdir etmeleri çok güçlü hissettiriyor. Çoğunlukla en yakınımızdakilerin bile ihtiyaçlarından ve nasıl hissettiklerinden tam olarak haberdar olamıyoruz; onun için ne yapabileceğimizi sormuyoruz; ne verebileceğimizi düşünmüyoruz. Ne alabileceğimizi düşündüğümüzü de söyleyemeyiz pek. Hemen her şeyin alınıp satılan mal ve hizmete dönüştüğü ve ‘Ben…
-
anneyle mini bi’ diyalog
facebook’ta da şeyettim ama dayanamayıp buraya da yapıştırmak istiyorum; bugün annemle aramızda geçen muhabbet: (anne okuyunca kızmazsın di mi?) Aşağıdaki diyalog etçil bir anne ile, yine etçil ama son zamanlarda daha bi otçullaşan oğlu arasında geçmiştir:Anne – Sebze yemek istiyosun diye türlü yaptım.Oğul – Süper ama etle bişeyler yapıyodun az önce?A – Türlüyü etli yaptım.O – Haa, sebze istiyorum diye etli türlü yaptın?A – Evet.O – (sessizlik)
-
Kitlesel ‘armağan çemberi’ uygulaması denemesi
Armağan atölyelerinde ‘armağan çemberi’ diye bir uygulama gerçekleştiriyoruz. İlk turda, herkes gruba vermek istediklerini paylaşıyor, ikinci turda ise almak istediklerini. Bu uygulama sonucunda, aslında birçok ihtiyacımızın yanı başımızdaki kişiler tarafından karşılanabildiğini görüyoruz. Armağanlarımızı özgürce paylaşabilme şansı tanıyor bize bu uygulama. Bunu yapmak için, öncesinde herhangi bir çalışma vs. yapmaya gerek yok, herhangi bir sayıdaki herhangi bir insan grubu, herhangi bir zamanda bunu yapabilir ve yine herhangi bir zamanda tekrar edebilir. Çok basit ve bir o kadar muhteşem bir çalışma oluyor. Her topluluğa sık sık bunu yapmalarını öneriyorum. Hemen deneyin mesela ((: Ben şimdi gaza geldim ve hediye çemberinin de dışına çıkma isteği hissettim, çok güçlü bir şekilde. İhtiyacım olanları ve…
-
Bambaşka bir dünyanın kapısı aralanırken…
Diğer blogu (göçebe günler) takip edenler ve arkadaşlarım az-çok biliyorlar; Armağan Ekonomisi 101 diye bi’ atölye çalışması gerçekleştiriyoruz. Filiz Telek ve Begüm Erenler başladılar buna; Çanakkale, İstanbul ve Bodrum’da gerçekleştirdiler. Sonra Filiz, Esra<cım> (Debreli) ile Ankara’da, son olarak da Begüm ve ben 18-19 Mart’ta Dalyan’da, 23 Mart’ta da Antalya’da birer çalışma gerçekleştirdik. Son bir hafta bu atölye ile çok dolu geçince, düşünegeldiğim bazı şeyleri daha fazla düşünmeye başladım. Sadece atölye değil tabii, Charles’ın ‘Kutsal Ekonomi’sini ve diğer bazı ilginç kitapları okumak, bambaşka insanlarla tanışmak, doğa ile daha içli dışlı olmaya başlamak, tüm bunları özgürce ve kaygısızca yapabilmek ufkumu ve bakış açımı çok açıyor. Bunun için fazlaca şükran doluyum zaten. Konuya…
-
Sayıklamalar…
Kafada bunca şey uçuşurken en iyisi yazmak; ama ‘bunca şey’in içinden ‘yazılacak şey’(ler)i ayıklamak da işin zor kısmı galiba. Alanya’dayım ya geçen Salı’dan beri; günlerim öylecenek oturmayla geçiyor. Biri bana sorsa, dese ki “Hadi ama Emre, oturmaya mı geldin?”, cevabım çok basit ve net olurdu: “Evet, ne sandın?”. Arkadaki çıstak-çıstak sesler ve “Hadi ama senin havaların bunlar.” cümleleri de pek bir şey değştirmezdi, ben yine otururdum. Gereksiz paylaşımlar ve detayları severim ya ben, bilen bilir. Şu anda bunları, dünyanın en büyük yazılım firmalarının birinin yazı yazma programında yazarken (niye hala açık kaynak kodlu programlara geçmediğim hakkında hiçbir fikrim yok), kafamın yeterince karışık ve karmaşık olduğu yetmiyormuş gibi, bir yandan da…
-
“Topluluk Sigortası” için ilk adımlar…
Topluluk Sigortası oluşturmaya yönelik ilk toplantımızı geçtiğimiz Pazar günü 10 kişi ile gerçekleştirdik. Toplantı sonunda, konuyla ilgili konuşacak/tartışacak çok şeyimiz olduğunu gördük ve temeli sağlam tutmak için bununla ilgili fikir alışverişi yapma kararı aldık. Kapalı bir facebook grubu kurduk ve ilgilenen arkadaşlarımızı da bu gruba dahil olmaya çağırdık. Konuyla ilgilenen ve katkı yapmak isteyen herkesi bekleriz. http://www.facebook.com/groups/167519806731218/