• Uncategorized

    Yoksa siz hala…

    İnce uçlu “Yokia” şarj aletiniz bozulduğunda ya da kaybolduğunda gidip yenisini mi alıyorsunuz? 2 arkadaşınızdan birinin çekmecesinde –muhtemelen- birden fazla şarj aletinin öylece yattığının farkında değil misiniz? Bir kez kullanacak olduğunuz çadır ve uyku tulumunu gidip satın mı alıyorsunuz? Çevrenize sormak aklınıza geliyor mu? Belki evinde fazlalık yaratan malzemeleri size seve seve verecek kimseler vardır. O yoksa da ödünç verecek kimseler kesin vardır. Önce çevrenize, sonra freecycle grubuna, açılmak üzere olan Eşya Kütüphanesi‘ne ve diğer paylaşım sitelerine, gruplarına sorduğunuz takdirde bulma ihtimaliniz çok çok yüksek; emin olun. İnsanlar yavaş yavaş bankaları bile aradan çıkararak “Nacebook” hesaplarından, şuradan-buradan borç vereceklerini duyuruyorlar ve veriyorlar da. İhtiyaç olduğunda hemen bankaya koşup bir sürü…

  • Uncategorized

    “Topluluk sigortası (kumbarası)” ???

    Son zamanlarda yaşadıklarım, tanıştığım insanlar, okuduğum kitaplar, izlediğim filmler, “Borç vermek istiyorum!” yazıma olan tepkiler* vs. sonrasında iyiden iyiye uçmaya başladım. Nasıl sağlam “topluluk”lar oluştururuz, dünyayı nasıl daha güzel bir yer haline getiririz, güveni nasıl yeniden tesis etmeye başlarız gibi sorular kafamda dönüyor sürekli ve kendimce çözümler bulmaya çalışıyorum. Yıllardır aklımda dönen bir fikri bugün uygulanabilir bir hale getirmeye başlamış olabilirim. Arkadaşım Emin’le de epey tartıştık. Bu yazıyı okuduktan sonra fikirlerinizi paylaşırsanız çok sevinirim. Zaten bu fikri hayata geçirirsek hep birlikte geçireceğiz; neyi nasıl yapacağımızı vs.yi hep birlikte belirleyeceğiz. Şimdilik, kafamda oluşan ana hatları aktarmaya çalışacağım sadece. Bir çeşit topluluk sigortası (kumbarası?) oluşturmayı öneriyorum. Katılımcıların para ödemesi yaptığı, -öncelikle- acil…

  • Uncategorized

    Paylaşım ekonomisi ile ilgili yazım

    Paylaşım ekonomisinin Türkiye’deki durumu ile ilgili bir yazı yazmıştım. Önce Zumbara Blog’da yayınlanan yazıyı Yeşil Gazete de yayınlamış. Ne de güzel etmiş. (((: Ahan da bağlantılar: http://blog.zumbara.com/turkiyeden-paylasim-ekonomisi-orneklerihttp://www.yesilgazete.org/blog/2013/02/11/turkiye%E2%80%99den-paylasim-ekonomisi-ornekleri-emre-ertegun

  • Uncategorized

    borç vermek istiyorum!

    İşin özünü en başta yazıyorum: Şu anda kullanmadığım ve bana batan bi 2.000 TL kadar param var; onu borç olarak, maalesef yakın vadede geri almak üzere, vermek istiyorum. Bir kişiye de olabilir, ihtiyacı olan birkaç kişiye de bölüştürebiliriz. Arkadaşımdan alacağım vardı, geçen gün onu aldım; ama şu anda ihtiyacım yok bu paraya. Mart ayında son işsizlik maaşımı alacağım ve aşağı yukarı Nisan başına kadar da bu para öyle durup duracak. Halbuki birilerinin acil bir ihtiyacı, kapatamadığı kredi kartı borcu, şusu busu vardır eminim. Ne bileyim, minimum ödeme yaparak bankaya faiz ödüyordur boşuna, veya artı hesaptan kullanıyordur. Acil alması gereken kitapları, veya başka bir şeyi alamıyordur, taşınması lazımdır ve sıkıntıdadır, falan…

  • Uncategorized

    Kolektif geri zekalılık

    Dün bir isim verdim yaşayageldiğimiz, oluşturuverdiğimiz büyük saçmalığa: “Kolektif geri zekalılık”. Kolektiften başka türlü olması mümkün değil zaten, “medeniyet” denen bu hezeyan halinin. Ve öyle 3 kişinin, 5 kişinin yapabileceği bir şey değil bu. Hep beraber, el ele geldik bu noktaya. Aynı şekilde el ele de çıkmak lazım. Ama nasıl? Unutarak başlamamız lazım. Öğrendiğimiz neredeyse her şey bu kolektif geri zekalılığın (KG) bir parçası değil de ne? Kendiliğinden oluştuğunu düşündüğüm ve her geçen gün daha da büyüyen ve hepimizi yutan, içimize yerleşen “sistem”, KG’nin ta kendisi! “Unutmak”, dedik di mi? Başlıyoruz!!! Sürekli geleceği düşünmeyi, biriktirmeyi, tüketerek mutlu olmaya çalışmayı, materyalizmi, sevgisizliği, “ayrılık” duygusunu, kendimizi diğerlerinden farklı bir yerde konumlandırmayı, herkesi…

  • Uncategorized

    gündelik nefret

    Gündelik nefret fena şey gerçekten. Çok da yaygın. Her gün karşılaşıyoruz, çoğunlukla parçası da oluyoruz, her an, her yerde. Geçenlerde Kadıköy’de otobüse binecekken tereddüt ettim, doğru otobüs mü diye… Derken -böyle yazınca tuhaf olabilir ama- vücudumun üst tarafı otobüsün içinde, alt tarafı dışında kalmış, otobüs hareket edince sendeledim doğal olarak, o sırada da yanımdan bir seyyar satıcı geçiyordu, ona çarptım, sattığı 1-2 şey yere düştü. Bağrındı (böyle bi kelime var mı?) ama ne dediğini hatırlamıyorum, “çok özür dilerim” dedim, “özür dileme” diye haykırdı, “Ne yapayım?” dedim; diyaloğumuz (!) son buldu. Galiba ertesi gün, başka bir otobüsteyim. Orta sıralarda oturuyorum, arkamdaki kadın şoföre seslendi “Donduk burada, yok mu kalorifer, çalışmıyor mu?”,…

  • Uncategorized

    güzel bir akşamdan…

    Dün 2 minik güzel şey yaşadım, paylaşasım var. Aslında zaten güzel bi akşamdı; babamla uzun zaman sonra güzel bi’ sohbet ettik, açık mavi-beyaz, anasonlu sıvı eşliğinde. Bi’şeyler yedik falan… 2 şeyden birini ne kadar iyi aktarabileceğimden emin değilim ama… Babam, kafasını karıştıran bir konudan bahsetti; ben bu konuya çok yalın yaklaştım ve aslında bu kadar karmaşık bir durum olmadığını, olayları büyüttüğümüzü, falan söyledim. Yani çok değişik bi’şey söylemedim, çok bilgece bi’şey de söylemedim, ne haddime. Yıllardır kendime ve çevreme anlatmaya çalıştığım bir gerçek sadece. Babamın, benim yorumlarımın üstüne “Seninle konuşunca kolay oluyo” demesi ve biraz rahatlaması… İşte bu çok güzeldi. İyi geldim sanki ona. Ne güzel! Çok iyi açıklayamadım bence,…

  • Uncategorized

    polisler hep vardı yavrum

    10 Kasım 2011 tarihinden facebook statü güncellemeleri: 23:21 – koyu renk kıyafetliyseniz, kirli sakallıysanız ve 18-22 yaşları arasındaysanız ya da o yaşlarda gösteriyorsanız (!) dikkat! polisler şüpheleniyor… 23:22 – hırsızsanız, koyu renk kıyafet giymeyin, kirli sakal bırakmayın, 18-22 yaşları arasında olmayın. o zaman kimse sizden şüphelenmez; rahat rahat işinize bakabilirsiniz. 23:24 – şimdi şöyle oluyor: kendi evimden çıkarken önümden bir polis arabası geçti. ben sokağa saptım. polis arabasının durduğunu ve geri geri geldiğini hissettim. sonrasında benim girdiğim sokağa girdi, yanımda durdu ve kimlik sordu. “hayırdır” dedim, “şüpheli mi gösteriyorum?” – “evet hocam” dedi; “böyle siyah kıyafetli (aslında siyah da değildi), kirli sakallı, 18-22 yaşlarında olunca…”. “30 yaşındayım ben” dedim. şaşırdı…

  • Uncategorized

    Bir gün polis Emre’yi durdurur ve…

    Hayır o kadar mı şüpheli bi görüntüm var? Hele valizle veya büyük sırt çantasıyla görmeyedursunlar, hemen işbaşına düşüyor kahraman Türk polisi. Yer: Şerifali (Ataşehir’in oralar bi yerler)Zaman: 10 Ocak Perşembe, 11:30 suları Kahramanımız Emre, Özlem arkadaşına kahvaltıya gitmektedir. Bissürü yiyeceği ve bissürü de sohbet edeceği için çok mutludur. Eve yaklaşırken Özlem onu arayıp bulaşık süngeri almasını ister. Bu detay birazdan karşımıza çıkacak, sayın okuyucu. Biliyorsun ki, bir filmde silah görülürse mutlaka patlar. Emre sırtında koccaman çantası, kafasında gökkuşağından daha renkli beresi, montunun cebinde Bim’den alınmış ve 3 tanesi 60 krş olan bulaşık süngeri ile ana caddeyi geçip Özlem’lerin sokağa girecekken önünden geçen polis aracı yavaşlar, durur, geri geri gelir ve…

  • Uncategorized

    unutmak ve alışmak

    En büyük sıkıntılardan birileri, insanı insan yapan ve aslında olumlu da olan özelliklerimiz bence: “Unutmak” ve “alışmak”. Bu ikisi birbirine bağlı konular zaten de… Güzel birşey öncelikle. Bu kadar kolay alışmasaydık nice olurdu halimiz. Çok sevdiğimiz birini toprağın altına uğurladığımızda nasıl kendimize gelirdik? Ya da giden sevgilinin arkasından bakarken, bi daha kimseyi sevemeyeceğini sanarken, ya öyle kalınsaydı hep… Ama sıkıntılı yanları da var bu işin. Bir cenazedeyken fark ediyoruz hayatın ne kadar kısa olduğunu. Düşünüyoruz kendi kendimize, “Her şey ne kadar yalan aslında.” diyoruz, “Gündelik sıkıntıları çok dert etmeye hiç değmez” diye söyleniyoruz, “Hırslar, şunlar, bunlar ne kadar da anlamsız“ı fark ediyoruz. “En nihayetinde toprak olup gidiyor bu beden; sonrası…