• Uncategorized

    “Ne gerek var abi?”

    İki önceki yazımda ‘Büyük olan yanlıştır’ diye bir şeyler gevelemiştim. Yok, gevelemiştim dediğime bakmayın, yazdıklarımın arkasındayım da böylesine konularda deneme yazıyor olmak işi çok basitleştirmişim gibi hissetmeme yol açıyor, ondan. Gerçi sorun da bu değil mi? İşlerin, tüm yaşamın çok karmaşıklaşması… Basitleşmemiz, küçülmemiz gerektiğini düşünüyorum. Şu anda bildiğimiz, kafamızı, gündemimizi meşgul eden neredeyse her şeyin, yanlış meşguliyetlere yol açtığını, beynimizi işgal ettiğini öne sürüyorum. (Bu arada ‘işgal’ ve ‘meşguliyet’ kelimelerinin aynı kökten geldiklerini de an itibariyle fark ediyorum, ki konumuzla hiç ilgisi yok.) Bir an duralım ve kendimize bakalım, olmaz mı? Dertlerimiz ne, neyi sorun ediyoruz, ne gibi endişelerimiz var? Gelecek endişesi, faturalar ve ekstreler, ödenmesi gereken krediler, -varsa- çocuğun…

  • Uncategorized

    Temiz su, ekolojik gıda…

    Üstünde çalışmaya, mücadele etmeye değer pek çok konu var da özellikle temiz suya ve ekolojik gıdaya erişim konuları iyiden iyiye önem kazanmaya başladı kafamda. ‘Neden ambalajlı su içmek zorunda kalıyoruz?’, ‘Neden ilaçlı, hormonlu gıdaları tüketmek zorunda kalıyoruz?’ gibi sorular her zamankinden çok kafamı kurcalıyor. Sahi ne zaman bu damacanalar hayatımızın ayrılmaz bir parçası oldular? Ben çocukken gayet de çeşmeden su içiyorduk, en azından Bursa’da. Tek tek şehirler nasıldı bilmesem de, 20 yıl önce hemen hiçbir şehirde damacana ile su satıldığını sanmıyorum. Peki ya fütursuzca tükettiğimiz plastik şişelere ne demeli. Bu, ambalajlı su içme konusundan nispeten ayrı bir sorun. Yani şebeke suyunun temizliğine güvenemiyorsak ve hatta kirliliğinden eminsek ve ambalajlı su…

  • Uncategorized

    Büyük olan yanlıştır

    İçimden bir şeyler tırmalamakta ama hangi birini yakalayacağımı bilemediğim zamanlardan birindeyim. Şuradan alabilirim sanki. ‘Büyük olan yanlıştır.’ Tuhaf bir cümle oldu, farkındayım. Becerebilirsem açıklamaya çalışayım şimdi bu tuhaf cümleyi. Büyüyen her türlü kurumun, oluşumun, şunun-bunun bizi temsil etmekten -doğal olarak- uzaklaştığını, bizi biz olmaktan çıkardığını düşünüyorum. Evet karmaşıklaşıyor. Ama şu anda aklım da karışık. Deniyorum, az sabır… Mesela ülkelerin varlığı yanlıştır. Ülke demek, çoğunlukla milyonlarca kişi demek; bunun sonucunda ortaya çıkan yönetim örgütlenmeleri demek, bunun da sonucunda ortaya çıkan temsiliyet sorunu demek. Ülke gerek yüzölçümü olarak, gerekse nüfus olarak büyüdükçe bu sorun daha da büyümektedir. Yönetim sistemleri çeşit çeşit ama en nihayetinde nüfusun çok ama çok az bir kesiminin nüfusun…

  • Uncategorized

    Güzelleşen ‘şehir’

    Son zamanlarda şehirden bir ‘dönüşüm hareketi’ çıkmayacağına tam da iyice ikna olup Flora’ya -hem de belirsiz ve uzun süreli- gitmişken (bir nevi ‘yerleşmişken’) Gezi direnişinin başlaması ve bende çok ciddi bir umut dalgasına yol açması sonrasında İstanbul’a geldiğimi yazmıştım geçenlerde. (‘Göçebe Günler’de yazmıştım; bu yazıya da orası için başladım ama ‘İçimden Sohbetler’e daha uygun gelişti.) Hatta yazdığım gün, müdahaleden hemen önceki günmüş; tabii o zaman haberim yoktu. Ertesi gün parktayken ciddi bir gaz bombardımanı altında parktan zar zor çıkacağımdan, bütün gece Harbiye ve Nişantaşı’nda sokaklarda olacağımdan (Nişantaşı’nda direnmek mi, Nişantaşı’nda barikat mı?) da haberim yoktu. Dahası muhteşem bir refleksle Abbasağa’da bir forum düzenlenmeye başlanacağından, hemen ertesi gün İstanbul’da -birine benim…

  • Uncategorized

    işsizliğimin birinci yılına içelim

    Son 1 senedir her günüm, her anım ayrı bir hikaye sanki; çok değişiyor her şey… 1 sene önce bugün TEGV’deki işimden ayrıldım ve o günden bugüne -bilerek ve isteyerek- çalışmıyorum. Bu satırları okuyan bir avuç insan çoğunlukla biliyor ama yine de açıklama yapayım, çalışmamaktan kastım profesyonel olarak, maaş karşılığında bir yerde istihdam edilmeme durumu. Yoksa hiç şüphesiz hayatımın en üretken, en mutlu hissettiğim, en paylaşımlı günlerini, aylarını geçirdim, geçirmeye devam ediyorum. Ara ara kendimi çok sıkkın ve boşlukta hissettiğim zamanlar olmuyor değil ama bunları çok yansıtmıyorum; ne bloglarda, ne de arkadaş sohbetlerinde falan. Azıcık bekliyorum ve geçiyor, en fazla 3-5 gün içinde. Dün Bürge ile de konuşuyorduk, sistem bizi öyle…

  • Uncategorized

    Forumların işleyişine dair

    Ön not: Bu yazıyı Yeşil Gazete de paylaştı, mutlulukla bağlantıyı paylaşmak isterim: http://www.yesilgazete.org/?p=86455———————————————————————————————————–Gezi Parkı’nın dağıtılmasından sonra İstanbul’un dört bir yanında ve birçok şehirde ortaya çıkan park forumlarının daha iyi çalışması için kısaca gözlemlerimi aktarmak ve bazı öneriler sunmak istiyorum. Ama öncelikle, – Bu önerileri, 3 gün Yoğurtçu Parkı’nda, 2 gün Cihangir Parkı’nda ve 1 gün Abbasağa Parkı’ndaki forumlara katılımım sonrası oluşan gözlemlerimden, süreçte sohbet ettiğim arkadaşlarımdan, geçtiğimiz günlerde 350 ekibinden Nadine‘in vermiş olduğu kısa bir eğitimden sonra aklımda kalanlardan ve kendi fikir yürütmelerimden süzmeye çalışacağım. – Bu öneriler, her zaman iyileştirilmeye ve geliştirilmeye muhtaçtırlar; ulaşılabilecek en iyi fikirler olduğunu düşünmüyorum elbette. – Burada yazdıklarımın bütün süreci ve konuları kapsadığını da sanmıyorum.…

  • Uncategorized

    küçük şeyler önemlidir

    Çok ufak iki şey ama gerçekten paylaşmak istiyorum; bu tip küçük hareketlerle bir yerlere geleceğiz belki. Bunları paylaşma nedenim de kendime güzelleme yapmak değil tabii, güzel olduğunu düşündüğümüz hareketleri paylaşarak yayabileceğimizi düşünüyor olmam. Birincisi bankalara para kaptırmama hususu. Adamlar zaten çok fazla para kazanıyor, malum. Bu nedenle ‘Ama elbette onlar da para kazanmalı.’ gibi düşünceler beni ilgilendirmiyor. (Zaten çok kısa bir süre içinde bankalarla çok azalan ilişkimi tamamen bitiriyorum bu arada.) Bu nedenle yıllardır kesilen kredi kartı yıllık ücretlerimi, hesap işletim ücretlerimi geri alıyorum bir şekilde. Hiç üşenmiyorum; zaman ayırıyorum, mail atıyorum, gerektiğinde arıyorum ve alıyorum. Galiba 2 örnek var alamadığım ve bu durumda da hemen ilişkimi kesiveriyorum. Şu sıralarda…

  • Uncategorized

    Neresinden tutacağını bilmemek

    Hep öyleydi ama bu aralar iyice fena (: Yapılacak çok şey, katılınası çok toplantı-forum-atölye-eğitim, akılda çok akıl-fikir var. Hangi birine iştirak edicez… Hayır tam hayatımı sadeleştirmiştim; yıllardır gündemle yatıp kalkan ben, bir anda her şeyi bırakıp tamamen kendime odaklanmıştım falan… Kırsal hayat denemesi, toprakla uğraşmaca, doğayla haşır neşir olmaca falan… Sonra bir anda olaylar patlak verdi ve kendimi İstanbul’da, önce Gezi’de ve sokaklarda, şimdi de meydanlarda ve parklarda, onun dışında da sürekli internet başında buluyorum. Yok yok, şikayetçi değilim tabii ki; yıllardır özlediğim ve son zamanlarda umudu kesmeye başladığım toplu uyanış vuku buldu; nasıl şikayet edebilirim… Sadece 2-3 gündür çok yorgun hissediyorum. Çok şey yapmak istiyorum ama bazen enerjim çok…

  • Uncategorized

    İsyan günlerinde paylaşım

    Dünya bir anda çok mu güzelleşti ne? Evet, hep güzeldi de son zamanlarda iyice başka bi’şeye dönüştü, di mi? Her açıdan güzelleşiyor da, son zamanlarda iyiden iyiye yaygınlaşan ‘orantısız paylaşım’la ilgili yaşadığım birkaç örneği anlatasım var. Şu anda Ömürden’de kalıyorum ve evde çaydanlık ihtiyacı var(dı). Uzun süredir kendimin veya başka birinin bi’şeye ihtiyacı olduğunda satın almak aklıma bile gelmiyor. Hemen paylaşım siteleri veya kişisel bağlantılarıma soruyorum ve neredeyse her ne olursa bulunuyor hızlıca. Neyse uzatmiyim, freecycle’ın feysbuk grubuna yazdım ve 3 dakika içinde, hem de Ömürden’in evinin olduğu Cihangir’den çaydanlık buldum; yarın alacağım. Kadının ‘İhtiyaç varsa çay bardağı da getireyim.’ demesi ise gerçekten biraz fazla güzeldi. ((: Gezi direnişinin ilk…

  • Uncategorized

    Kalbim Gezi’de kaldı!!

    İçim kıpraşıyor! Ne oldu da bu kadar insan sokağa döküldü, anlamlandıramıyorum. Tek ulaştığım sonuç, bütün bunların birikim olduğu. Şimdiye kadar olan bitenin birikimi. Roboski’de öldürülenlere olan gecikmiş tepki, Hrant’a hala sızlayan içimizin birikimi, Hasankeyf’in çığlığı, HES’lere hapsedilen suların uğultusu, Akkuyu’nun, Sinop’un bağırışı, Karadeniz otoyolunun homurtusu, Gerze’nin inadı, Emek sinemasının makinistinin feryadı… Olay elbette ki Taksim’deki birkaç ağacın çok ötesinde. Bu kadar beklemeye gerek var mıydı? Demek ki varmış. Demek ki zamanı ancak gelmiş. Demek ki gün bugünmüş! Bütün bunları Antalya’dan, uzaktan izlemek zor geliyor, bugün Antalya’daki eyleme gidecek olmak kesmiyor. Tarihin yazıldığı yerde olasım var. Bakalım, bi yolunu bulursam gidebilirim belki… Bu arada diğer bir birikim daha var. Vizyonerler, sanatçılar,…