• Uncategorized

    “kolektif yeni” deneyinde gidişat…

    İki gün önce başlamış olduğum deneyle ilgili bilgilendirme yapmak istiyorum. Öncelikle şunu paylaşayım, 8 Ekim Salı günü, hayatımın en duygusal günlerinden biri oldu. Bu yazı ve sonrasında aldığım dönüşler, destekler, ‘maddi durumum uygun değil ama kalbim seninle’ler ve neler neler… Yani bu dönüşler hala devam ediyor da o günkü yoğunluk çok başkaydı. Sonra yazıda olumlu/olumsuz hissiyatınızı, fikirlerinizi paylaşmanız için sizleri teşvik ettim ve iki taraftan da yorumlar geldi; daha da fazlası gelirse ne de güzel olur. Ben de yorum kısmından konuyu tartışmaya devam edeceğim zaten. Orası kesmezse, yeni bir yazıyla/yazılarla da devam ederim. Yazıyla beraber yorumlara da göz atsanıza bi’… Şimdi destek olan dostları ve destekleri paylaşacağım. Burada paylaşmak için 3-4…

  • Uncategorized

    “kolektif yeni”yi kurma yolculuğunda bir deney

    Ön not: Başlık konusunda çok debelendim ve en sonunda bir önceki yazıya referans veren bir başlık çıktı ortaya (içime de sinmedi aslında). Hatta bu ‘ön not’u yazdığım zaman itibariyle hala netleşmiş değil(d)im.Bu sancıyı da paylaşmasam olmazdı.———————————————————————————————————-Birazdan yazacaklarımı yazma, bu dene(me)yi yapma isteğim bir süredir belli belirsiz var ama 5 Ekim Cumartesi günü öğleden sonra sularında bir anda ve -ilk kez- çok güçlü bir şekilde gündemime girdi. Çok özel bir şey olmadı aslında; sosyal medyada gezinirken, offlayn olduğum günlerde ne olup bittiğini takip ederken bir anda heyecan bastı ve artık zamanının geldiğini hissettim. O gün ve gece bu metni hazırlamaya başladım ve taslak büyük oranda ortaya çıktı; sonrasında -belki de ilk…

  • Uncategorized

    hadi “yeni”yi kuralım!

    Aslında olay benim için hiç olmadığı kadar net. -Birbiriyle çok tutarlı olup birbirini tamamlayan, belki biraz da tekrar eden- iki önemli cümle var hayatımda. Bir tanesi Gandhi’den, duymayanınız çok azdır: “Dünyada görmek istediğiniz değişimin kendisi olun.” diyor; bir diğeri de Ursula K. Le Guin’in Mülksüzler’inden bir pasaj: “Devrimi satın alamazsınız. Devrim yapamazsınız. Devrim olabilirsiniz ancak…” İşte bu kısacık cümleler aslında benim durduğum yeri çok iyi anlatıyorlar ve ne kadar kelam etsem bundan iyi anlatamam. İçime fena halde yerleşmiş bir çeşit rehber niteliğindeler zaten ve kelimelerden ziyade hayatımla bunların geçerliliğini ortaya koymaya çalışıyorum. Yine de biraz daha kelime, cümle… Abi gerçekten de mutsuz ve keyifsiz olmak için o kadar çok sebep var ve…

  • Uncategorized

    İnsan keyiften ölür mü?

    Yok yok, artık bu kadarı gerçekten de fazla geliyor bana. Likya Yolu yürüyüşü artık zirveye ulaştığım anlardan ibaretti zaten. Zaman zaman mutluluktan, keyif almaktan deliricem falan sanıyorum. Yürürken birkaç kere Burcu’ya da dedim zaten “şimdi ölsem zirvede bırakmış olurum yeminlen” diye… O anlardan birinde biraz yüksekteydik de deniz seviyesinden, sırf teşbihle kalmamış olurdu mesela. Sonra çevremdeki bir sürü güzel insan da fazla gelmeye başladı artık. Bunu tam da bugün fark ettim, uzun süren oflayn olma durumu sonrası görüşmek, konuşmak istediğim o kadar çok insan olduğunu gördüm ki, hangi birine, nasıl yetişeceğimi bilemiyorum. Yok öyle bir kez görüşüp hasret gidermek de yetmiyor ki, sürekli, hadi bilemedin çok sık birlikte olmak istiyorum.…

  • Uncategorized

    medeniyete dönüş sonrası ilk hissiyatlar, paylaşımlar

    Ağustos’tan beri yazmıyorum, aslında yazıyorum da şöyle: Likya Yolu yürüyüşünde yaşadıklarımı unutmayayım diye notlar aldım hep. Duygularımı vs.yi yazmaktan ziyade beni o ana götürecek kilit şeyleri yazdım. Bunları ayrıca göçebe günler‘de bi’ şekilde özetlemeye çalışacağım. Ha bir de nerede yatılır/kalkılır, nerede su bulunur/kamp yapılır, nerede market/bakkal vardır gibi şeyleri de dikkatle not ettim. Bunları da, açtığım ayrı bir blogda Likya Yolu yürüyüşçülerinin kullanması için paylaşmaya başladım; birkaç gün içinde bitirmiş olurum. İşte bunlar bir yana, yazmadım hiç; pek bi’şey düşünmedim de… Değişik bir süreçti, yakın zamanda anlatmayı deneyeceğim… Ama şimdi ‘şu an’ı aktarmaya çalışasım var. Alanya’dayım yine; yorgun ve argın Emre’nin sığınma yerindeyim yani. Annem az yanda, dünkü maç dolayısıyla…

  • Uncategorized

    bugüne ve yarına dair

    Aşağıdaki bölümü göçebe günler’e yazdığım bir yazıdan kopyalıyorum. Tam da bu bloga uygun çünküm, burada da dursun istedim.…özellikle son 1 yılın sonucunda, -tam da şu anda- bugüne ve yarına dair neler geçiyor aklımdan biliyor musunuz?Büyük çoğunluğumuzun hayatlarını boş yere harcadığı,Sadece ve sadece kiramızı ve faturalarımızı ödeyebilmek, beslenmek ve barınmak için, yani sadece olmazsa olmaz temel gereksinmelerimiz için tüm hayatımızı ipotek altına alıp boka çevirdiğimiz,7 iş değiştirdikten sonra ve ailem ve arkadaşlarım vasıtasıyla yüzlerce ‘iş’ hakkında edindiğim bilgilerin bir toplamı olarak iş hayatının -ve aslında tüm sistemin- tam bir fiyasko olduğu,Bütün bunların hem sebebi, hem de sonucu olarak, aşırı ve gereksiz tüketimimizi gördüğüm,Dünyanın, sadece insanların keyfi için kaynakları yağmalanası bir yer…

  • Uncategorized

    Doğru mu?

    Biz 7-8 ay önce ‘Doğru mu, Cesaret mi?’ oyununun sadece ‘Doğru’ kısmını oynamıştık. Oyunun ötesinde çok keyifli sohbetlere de yol açmıştı. Bir de kendine dönmeni sağlayan tip sorular çıkmıştı. O gün bugün paylaşasım vardı da, şimdi notlarımı, defterleri falan temize çekme işlemi ile uğraşırken bunları da aktarayım, istedim. Belki birilerinin oynamasına ya da kendine sorular sormasına vesile olur. Özellikle dikkatimi çeken ve not ettiğim sorular şunlardı: – Hayatında yapmayı en çok sevdiğin şey ne?– Hayatında en pişman olduğun şey ne?– Son zamanlarda en mutlu hissettiğin an?– Hayattaki en büyük korkun ne?– Son zamanlarda en coşkulu hissettiğin an?– “İyi ki yapmışım” dediğin şey?– İçimizden birine bir itirafta bulun (Şimdi tam anlamadım…

  • Uncategorized

    Ateyizler bunları da açıklasın

    bir değil, iki değil; dayanamayıp paylaşıyorum artık bir kısmını: – Geçenlerde bi akşam öylesine aklımdan Truman Show filmi geçti, hiçbir neden yokken. Ertesi gün bir ara Elif’le yazışıyorduk ve önceki gün nihayet Truman Show’u izlediğini söyledi bana. İzlediği saati sorduğumda, benim aklımdan filmin geçtiği saatlerde olduğunu gördük. – Yine Elif’le konuşuyorduk (galiba birkaç gün sonra falan). Önceki gün bi’ arkadaşından nihayet ‘Mülksüzler’ kitabını geri aldığını söyledi. Aynı gün ben de Mülksüzler’i tekrar okumaya başlamıştım. – Bu pek bomba: Burcu’nun -telefonumda kayıtlı olan- eski sms’leri durup durup tekrar geliyor (bi ara da Hülya’nınkiler, bi de bi ara Elif’inkiler gelirdi böyle), bunu zaten hiç anlamış değilim de… Neyse… Dün içimden ‘Soldan güneş…

  • alıntılar

    Mülksüzler’den…

    Bugünlerde ikinci kez okuduğum ve herkese çok çok önerdiğim Mülksüzler‘in altını çizdiğim kimi kısımları: ‘Bütün duvarlar gibi iki anlamlı, iki yüzlüydü. Neyin içeride, neyin dışarıda olduğu, duvarın hangi yanından baktığınıza bağlıydı.’ ‘İnsanın sevmediği bir işi yapması ahlak dışı değil miydi?’ ‘Düşüncenin doğasında iletilmek vardır: yazılmak, konuşulmak, gerçekleştirilmek. Düşünce çimen gibidir. Işığı ara, kalabalıkları sever, melezlenmek için can atar, üzerine basıldıkça daha iyi büyür.’ ‘ “Yalnızca kendi inisiyatifnizle mi?” dedi Oiie.  “Bu, tanıdığım tek inisiyatiftir,” dedi Shevek, gülümseyerek, büyük bir açık sözlülükle.’ ‘Geri dönmeyen, ya da haberlerini iletecek gemileri göndermeyen kaşif, kaşif değildir, olsa olsa bir maceracıdır; oğulları da sürgünde doğar.’ ‘… altına inmeyecekleri bir sınır vardı: Kent öncesi, teknoloji öncesi kabile…

  • Uncategorized

    ‘Peki ne yapmalıyız?’ konusu

    Ön not: Bu yazı 05.08.13’te Yeşil Gazete’de de yayınlandı. http://www.yesilgazete.org/blog/2013/08/05/peki-ne-yapmaliyiz-konusu-emre-ertegun/—————————————————–Bugünlerde yine genel ülke gündeminden, Gezi’den falan çok koptum. Dün, Gezi direnişinde aktif olan bir arkadaşıma şöyle yazdım: ‘bi yandan ne saçma di mi? hani bugünkü yazımın perspektifinden bakınca.. ne alaka, ne saçma sapan işler… yani olan biten çok saçma ve verdiğimiz tepkiler çok meşru elbette.ama niye bunlarla uğraşıyoz la’ Öyle yani, ben şu sıralar -ve aslında Haziran ayını ayrı tutarsak son bir yıldır- enerjimi diğer kısma vermeyi tercih ediyorum; yani ‘Peki ne yapmalıyız?’a. Sürekli olarak karşıtlıklar ve itirazlar üzerinden gittiğimizde bir yere varamadığımızı düşünüyorum çünkü bir süredir. Ama yok, yanlış da anlaşılmasın, ben de uzun bir süre öyle ya da böyle…