bize dair
Çoğunlukla yine benden yola çıkan, bunla birlikte herkese seslendiğim yazılar...
-
yelken ol, balık ol, su ol
Bir zamanlar, olmak ve yapmak karşıtlığı (?) üzerine düşünüp duruyordum. Özellikle son zamanlarda başkalarından da sık sık buna dair bir şeyler duyuyorum ve bir süre önce, ben de dâhil olmak üzere birçoğumuzun bunu yanlış anlamış olduğumuzu fark ettim. Bunu fark etmemi sağlayanlardan biri Andrew olmuştu: “Olmak yapmayı içeriyor.” demişti basit bir şekilde, ki bu basit cümle bana çok şey anlatıyor. Tabii ya! Sanki bir karşıtlık olması lazımmış gibi. Tam da karşıtlık olduğunda çatışma doğuyor ve çatışma olan yerde huzur barınamıyor halbuki. Peki iç içe geçmeleri mümkün mü? Olmak, yapmayı nasıl içerir? Bunlar nasıl kol kola yürürler? İçimde bir şey yapma isteği duyduğumda bu nereden geliyor? Zamanımı mı doldurmaya çalışıyorum? Egomu…
-
benmerkezimizde kesişmeler
Bir süredir benliğimin genişlediğini hissediyorum. Bu his bazen epey derinden geliyor bazense o kadar değil. Bazen diğeriyle, bazen diğer-ler-iyle, bazen ise herkesle ve her şeyle bir olduğumu hissediyorum; işte o zaman kocaman oluyorum, enginlere sığmayıp taşıyorum. O zaman tüm ayrımlar ortadan kalkıyor. Her şey ve hiçbir şey oluyorum.Her zaman o noktada değilim. Benliğimin daraldığı, iyice daraldığı ve sadece kendimden, Emre’den ibaret olduğum zamanlar da yaşıyorum. Diğer her konuda olduğu gibi bunda da sarkaç gibi salınıyorum. Bir oradayım, bir burada, bir şurada… Ve her nerede isem, bunla kalmaya, değiştirmeye çalışmamaya, olduğumla mücadele etmemeye niyet ediyorum. Bu niyetim her konuda geçerli… *** Benliğimin en güdük kaldığı anlarda bile, adımlarımı daha bütünsel bir…
-
ver(ebil)mek – al(abil)mek
Aslında bu dünyaya vermek için geliyoruz. Yaşadığımızı gerçekten hissettiğimiz an’lar armağanlarımızı paylaştığımız, hizmet ettiğimiz an’lar, fırsatlar. Fakat ne hikmetse hayatın akışı; birçoğumuzu, vermekten, armağanlarımızı paylaşmaktan alıkoyuyor ve istemediğimiz işleri icra ederek geçen günkü yazıda değindiğim para kazanma yarışına sokuyor. Bunun ne hikmet olduğu aslında açık: Charles Eisenstein, geçen haftalarda üç ya da dördüncü kez okuduğum muhteşem kitabı Kutsal Ekonomi‘de bunu uzun uzun anlatıyor. Ben bu yazıda bu koca konunun birkaç yerine dokunabileceğim. Vermek ve almak ilişkiyi kuran, topluluğu inşa eden şeylerin başında geliyor. Ancak bu verme ve almayı basit bir değiş-tokuş işlemi olarak icra ettiğimizde maalesef ki çoğu zaman böyle bir ilişki kurulamıyor. Para karşılığında ürün/hizmet, ürün/hizmet karşılığında da para alınıyor ve ortada bağ kuran herhangi bir durum…
-
ding dong
– –ding dong– – kim o?– benim. iyi ki doğdun!– bugün doğum günüm değil ki! hem sen de kimsin?– doğum günün olmasına gerek yok; iyi ki doğdun!– nereye iyi ki doğdum allahaşkına; şu yaşamıma bak! hem nerede olduğumu kim söyledi sana?– her ne yaşıyorsan, iyi ki doğdun. ayrıca nerede olduğunu her zaman biliyorum, ben hep sen’leyim.– …– … “dinle” – funda aydın – nasıl yani?– ben sen’im.– sen ben’sen ben kimim?– sen de ben.– yoksa…– evet.– yani…– evet.– o zaman beni yaratan sen’sin!– evet ve…– seni yaratan da ben’im!– aynen öyle.– vay bee!– (gülerek) yaaa…– yani sen…– (gülerek) evet o’yum.– …– …– peki neden ben, neden şimdi?– aslında sadece sen…
-
sevgililik, arkadaşlık, tek eşlilik, çok aşklılık …
Arkadaşlık ilişkileri nadiren bitiyor, büyük sıkıntılar yaşamadığımız sürece ayrılmıyoruz dostlarımızdan; olsa olsa zaman zaman uzaklaşıp yakınlaşıyoruz. Yine çoğu zaman, çok fazla sorgulamıyoruz da; bunun ne olduğunu, ne zaman başladığını, nasıl gittiğini… Daha kendi hâlinde gidiyor sanki arkadaşlık ilişkilerimiz. Oysaki sevgililiklere, romantik ilişkilere bakışımız farklı. Daha net bitiş ve başlangıç an’ları olsun istiyoruz. Tanımlamak, netlemek istiyoruz (“Şimdi biz neyiz?”). Zira güvende hissetmiyoruz. Tanımladıktan sonra da yapışıyoruz tanımlarımıza, güvenli (!) limanlarımıza. Ayrıca yine sevgililikleri daha çok sorguluyoruz. İyi mi gidiyor, kötü mü; yakın mı hissediyoruz, uzak mı; devam edecek gibi mi, yoksa sönüyor olabilir mi? Dalgalanmaları daha yakından takip ediyor, daha fazla endişe yüklüyoruz bu ilişkilere. Endişeler ise kendi kendilerini doğruluyorlar ve bir…
-
ilişkiler ve domates
Birkaç yıldır, doğayla olan bağımı hatırlayıp yeniden tesis etmeye başladığım bir süreçten geçiyorum. Bazen bu süreçte onla yeterince haşır neşir olmadığımı düşündüğüm ve ilişkimin asgaride kaldığı zamanlar olduysa da bu kadarı bile ondan öğrenmeme, ilhamlanmama ve hayata dair birçok ipucunu orada görmeme neden oldu, oluyor. (örn. İnsanın çırası & ormanın fısıldadıkları adlı yazılarım) Son bir yıldır, kafamda, ilişkilerle bitkilerin yetişmesi arasında bağlar kuruluyor mesela ve ilginç metaforlar ortaya çıkıyor. Kompozisyonu kurabilecek miyim bilmiyorum ama bir yerinden tutmaya çalışacağım. Akıl yürütmemi adım adım götürmeye çalışayım: 1 – Hayata bakışım ve onu yaşayışım büyük oranda çabasızlık ve kendiliğindenlik temelli. Bir şey için ne kadar çaba harcıyorsak, o kadar az kendiliğindenlik, o kadar…
-
sevgiye ve diğer bazı şeylere dair bir sohbet
(…) – Onu gerçekten sevdiğine emin misin? – Tabii ki. Bir saattir ne anlatıyorum! – Peki gerçekten O’nu sevdiğine emin misin? – Bu da ne demek? – Sevginin nesnesi gerçekten O mu? Sevdiğin şey gerçekten O mu? – Başka ne olabilir ki? – Bir sürü şey olabilir! Daha doğrusu, muhtemelen, bir sürü şeyin bileşkesidir bu sevgi; bir sürü şeye duyduğun sevginin bileşkesi. Bu bileşkenin unsurlarını tek tek fark etmek, öz farkındalık için çok önemli. – Yine kişisel gelişim kitapları mı okuyorsun sen? – Bu aralar, hayır. Gerçi okuduğum kitapları kişisel gelişim olarak nitelendirmezdim. Ha, soruyorsan, meditasyon yaparken geldi bu sevgi olayını analiz etme fikri, gerekliliği. Ama boşver bunu şimdi, ne…
-
oğlan & kız
Oğlanla kız tanışmış ve hızlıca yakınlaşmış, kaynaşmış. Kaynaşmalarına herhangi bir isim koymaya, onu şekillendirmeye yeltenmemişler. Kendiliğindenliğe, akışa, olacakların hayrına güvenmişler. Aralarında oluşmaya başlayan bağı tutmak her zaman çok kolay olmamış ama bir şekilde kotarmışlar; ayrıca mümkün olduğunca sık bir araya gelmeyi, arada sendeleseler de kopmamayı becermişler. Akışa ve kendiliğindenliğe güvenirken bunun hiçbir şey yapmamak olmadığının da farkındalarmış. Birkaç yanyanalıktan sonra bir ilişki konuşması (“the talk”) yapmak kaçınılmaz olmuş. Zira her ne kadar bunu tanımsız, kalıpsız bir şekilde yaşamak isteseler ve böyle sürdürmeye niyet etseler de varlığını iyice belli eden ve artık görünür olan ilişkiyi görmezden gelmenin de bir anlamı yokmuşmuş. Konuşma yapılmış; duygular, düşünceler, beklentiler ve niyetler paylaşılmış; ilişkinin seyrine dair…
-
dizginler
Çizim: Ayşe Gökçe Bor* Uzun zamandır hayatımın dizginlerini büyük oranda elime almış; üstüme yapışmış alışkanlıklardan, öğrenilmişliklerden epey sıyrılmış durumdayım (ya da öyle sanıyorum :). Gerçi eski ezberlerden sıyrılırken yenilerine tutunduğumu fark ettiğim zamanlar olmuyor değil. Dahası, farkına varmadığım ve henüz kurtulamadığım eski ezberlerim ve yine farkına varmadığım yenileri de vardır muhakkak. Dolayısıyla dizginleri bir ölçüde onlarla paylaşıyorum(dur); niyetim ise mümkün olan en çoğunu, tercihen tamamını elime almak ve elimde tutabilmek. Almakla tutmak aynı şey olmayabiliyor; zira günbegün, anbean değişiyor, güncelleniyorum; yeni sürümlerim ortaya çıkmak istiyor. Bu değişimlere ne kadar bırakabiliyorum kendimi, ne kadar -eskiden kalan veya yeni ürettiğim- sabit kimliklere tutunuyorum? Dizginler hâlâ elimde mi, yoksa kaptırdım mı; sabit kimliklere,…
-
kendini alan karar
Yakın zamana kadar kendimi aşırı derecede kararsız biri olarak görüyordum; e öyleydim de… Gerçi ilginç bir şekilde, almak istediğim karar küçüldükçe işim zorlaşırken büyük kararlarda daha kolay netleşebiliyordum. Çikolatalı gofret ya da çokonat yeme konusunda uzun uzun düşünüp işin içinden çıkamazken bir işten istifa etmek söz konusu olduğunda bunu hızlı bir şekilde yapabiliyordum mesela. Şimdilerde ise irili ufaklı hemen her konuda ve hemen her zaman, almamın hayırlı olacağı kararı açık seçik görebiliyorum. Ve tam burada, ifadeyi değiştirmeme müsaade edin: Artık pek karar almıyorum aslında, karar kendini alıyor; kendiliğinden zuhur ediyor. Karar almak (sahi karar vermek ile karar almak arasındaki fark nedir?) epey zihinsel bir şey gibi tınlıyor kulağımda. Kişi olaylara,…