-
Destekçilere mektup vol.5
Ocak ayı bitti ve ben arkadaşlara mektubumu yazdım yine. Bu ayın yeni destekçileri ise Mehmet Köşk ve Emir Kemiksiz. ((: Buyrunuz: Selamlar, Ay bitti, hatta 1 gün de fazladan geçti de ben yazamadım. Olacak iş değil… ((: Bu ayın gelir-gider durumumu iftiharla sunacağım. Ama öncesinde birkaç bilgi: – 1 Ocak itibariyle, Aralık ayında 55,80 TL fazla vermiştim ama verecek kimse karşıma çıkmadığı için tutmaya karar vermiştim ya hani… Bunun üzerine iki arkadaşım “şuraya şuraya destek verebilirsin istersen” diyerek beni yönlendirdiler. Birinci seçenek çok sıcak gelmedi, çünkü hiçbir şekilde bağlantılanmadığım kimselerdi, bir yerlerdeki çocuklar için para topluyordu birileri, falan… Ben bu deneyde artan paraları bir şekilde ilişki kurduğum kişilerle paylaşmak istiyorum.…
-
“Basit”leşmek, “gerçek”leşmek
Şehirde olduğum şu günlerde dikkatimi çeken, bazen güldüğüm, şaşırdığım; bazense içimden ya da dışımdan eleştirdiğim bir takım uygulamalar, “sahip olunan” değişik eşyalar falan filan var. – Makineleşmenin bir yere kadar faideli olduğu söylenebilir ve ben bunu tamamen reddedemem kesinlikle, en azından şimdilik. Ve fakat damacana pompasına 2-3 basmak o kadar mı zor da bunun da elektriklisini yaptınız be adamlar? (Damacana suyuna bağımlı olmak apayrı bir sıkıntı elbette ama şu anda konum o değil) – Peki çekme karabiberi keyifle döndürmek varken -bunun da pillisini çıkarmışlar- bi’ düğmeye basarak bunu yapmaya gerçekten gerek var mı ki? – Peki ya haşlanmış yumurtayı soymak için de bi’ aleti yapılmış olması… (Kaşıkla şey etmek o…
-
“Yürüme”den… – Oruç Aruoba
Özgün’cümün bana hediyesi olan, Oruç Aruoba’nın Yürüme kitabından bazı yerleri alıntılayacağım ne zamandır ama erteliyordum hep; gün bugündür: sf:74 İnsanlar ne sanıyorlar ki ‘düzen’i– kendi dar, çarpık açılarından bakarak:sabah-akşam, gidiş-gelişlerini ‘düzenleyen’bir ‘seyrüsefer nizamnamesi’ mi?! – Oysa,asıl düzen, düzensizlikten çıkarakdüzene ulaşmağa çabalayan bir düzenlemeuğraşısında bulunabilir ancak. ‘Verilmiş’, ‘varolan’ düzen,yoz bir düzensizlik biçimidir. Düzenlilik gereksinmesinden– yani, düzensizlikten – çıkmayan‘düzen’, beş para etmez, düzen olarak… sf:111 Sahici yürüme,yol açmadır. sf:116 … Yola çıkan kişinin, hep,ayağına takılır yerleşikler-hernekadar ‘yardım’ etmek, ‘yol göstermek’gibi bir ‘iyiniyet’leri olsa da-:Yerleşikler nereden bilsinler ki yolu?! Kişi yola çıktı mı, yanında başka kişiler-başka yolcular- bulabilir; oysa yerleşti mi,bulacakları, olsa olsa, ‘komşular’dır. sf:136 Belirli bir yere varan kişi-ki ‘varmak’ hep görecedir-geride…
-
#küçükşeyler
Bu bir güzellik hareketi fikri ve aklıma geleli 7-8 ay oldu galiba. O sıra 2-3 kişiyle paylaştım (pek heyecanlandılar) ve geliştirmek üzere demlenmeye bıraktım. Ara ara aklıma gelse de hep sonraya bıraktım bu fikri geliştirmeyi, ileriye götürmeyi. Ama öyle görünüyor ki ben bu işi bu şekilde kotaramayacağım Toplumsallaştırırsam ve birileriniz de el verirse, birlikte çıkarabiliriz belki ortaya, hımm? Ben aklımdakileri yazayım ama bütün bunlar tartışılmaya ve geliştirilmeye açıktır efen’im. NE? Aslında fikir çok basit, küçük küçük şeylerden ortaya çıkacak bir bütünü işaret ediyor. Ana fikir, gündelik hayatımızda yapıyor olduğumuz küçük güzellikleri paylaşmamız üzerine kurulu. Burada sivil toplum örgütlerindeki gönüllü çalışmalarımızdan veya bunun gibi örgütlü güzelliklerden ziyade daha kişisel, daha minik…
-
Destekçilere mektup vol.4
Dün, malum, ayın ilk günüydü ve tabii ki hemen mektubumu yazdım destekçilere. Artık gelenekselleşmeye başladı zaten, bakalım nereye kadar gidecek ((: Ben bu ay da harcamalarımı izlemeye devam edeceğim, sonrasında devam edip etmemeye karar vereceğim. Gerçi gayet keyifle yapıyorum, zor da gelmiyor, muhtemelen aynen devam eder, bir süre daha… En son yazdığımdan beri 3 kişi daha eklendi destekçilere: Kenan Dursun, Burcu Ertunç ve Hesna Özdeniz. Bu arada mektupta yazacağım bir şeyi unuttum, buradan paylaşayım: Destekçilere mini güzellikler yapsam istiyorum aslında, aklıma gelen en iyi fikir de yapmış olduğum ekmeklerden birkaçar dilim herkese göndermek idi. Fakat bunları göndermenin mali külfeti, daha da önemlisi çevreye saçacağı karboncuklar var, bu nedenle yap(a)mıyorum bunu.…
-
Bu da mı tesadüf?.. N’oluyo?..
Aşağıda paylaşacağım örneğin benzerleri, son bir yılda o kadar çok başıma geliyor ki… Hatta Ateyizler bunları da açıklasın başlığı altında birkaçını paylaşmıştım, geçtiğimiz aylarda. Ama bu, “en” bir örnek oldu, bilemedin ilk üçtedir ama galiba “en” yahu: Çevremdeki -neredeyse- bütün kadınların okumuş ya da okumak üzere olduğu Kurtlarla Koşan Kadınlar‘ı okuyorum birkaç gündür. Bugün bir bölüm, acayip Esra’yı çağrıştırdı ve ona aynen şu mesajı attım: Kurtlarla koşan kadınlar sayfa 215’deki “yanlış zigot”ta accık seni gördüm gibi oldu (: Ve Esra’dan gelen cevap (karakteri karakterine): Yaaaaaaaa….Ayyy.. ama nasıl oluyor ki simdi kütüphanedeyim Masada Kurtlarla kosan Kadınlar. Biraz önce çirkin ördek sayfalarını ve Yanlış Zigot Sendromunu okudum. Kapadım. Bilgisayara bakıyodum öylece.. Çaat pat…
-
Vicdani reddim
Bugüne kadar niye ve neyi bekledim bilmiyorum ama en azından şimdi, bugün, Roboski’nin yıl dönümünde, blog vasıtasıyla yapmak istedim: Ben, Emre Ertegün, 2004 Aralık – 2005 Mayıs arasında askerlik yapmış olmakla birlikte, yani belki geç de olsa; herhangi bir insanı herhangi bir nedenle öldürme düşüncesini hiçbir şekilde kabul etmeyeceğimi, hayatımın geri kalanında kimseden emir alıp-vermeyeceğimi ve militarizmin, iyi olan herhangi bir şeyi herhangi bir şekilde getireceğine inanmadığımı ilan ediyor ve vicdani reddimi açıklıyorum.
-
Bu akşam saat 19:00’da Taksim’deyim çünkü…
Facebook’a yazmış olduğum iletiyi buraya da almak istedim. Epey propagandist oldu ((:————————Bu akşam saat 19:00’da Taksim’deyim çünkü Gezi rüzgarını, #AsrınHukukSkandalı üstüne canlandırmak farz oldu.Bu akşam saat 19:00’da Taksim’deyim çünkü Gezi ruhunu özledim.Bu akşam saat 19:00’da Taksim’deyim çünkü “dayanışma”yı, “bir(lik)” olma halini özledim. Bu akşam saat 19:00’da Taksim’deyim çünkü bugünlerde iyice ayyuka çıkan “çekişme”nin, “kavga”nın iki tarafında da değilim, “başka bir yer”deyim ve bunu göstermek istiyorum. Bu akşam saat 19:00’da Taksim’deyim çünkü “yesinler birbirlerini” diyerek çekirdek çitlemenin çözüm olmadığını, kendi göbeğimizi kesmemiz gerektiğini biliyorum. Bu akşam saat 19:00’da Taksim’deyim çünkü bu ülkede #bağımsızyargı yok. Bu akşam saat 19:00’da Taksim’deyim çünkü yarın ikinci yılı dolacak olan #RoboskiKatliamının, 10 gün sonra da altıncı yılı dolacak olan #HrantDinkSuikasti‘nin sorumluları hala…
-
karbon ayak izim ve gündelik tercihlerim üzerine
Yeşil Gazete de teveccüh etti, burdan… ((:————————————-Tercihlerimden söz etmek istiyorum biraz. Hayatta attığımız her adımda mini tercihler yapıyoruz ve bu da bizim dünyamızı şekillendiriyor. Ben son zamanlarda daha da fazla dikkat etmeye başladım her birine. Attığım hiçbir adımı düşünmeksizin, ezberden atmamaya çalışıyorum; alışkanlıklarımın her birini sorguluyorum. Tüketim konusunda çok uzun zamandan beri zaten fazlaca muhafazakarım. Üst-baş vs.yi çok mecbur kalmadıkça yıllardır almıyorum da yeme-içme konusunda da iyice dikkat kesildim. Şu an bulunduğum evin bahçesinde kilolarca mandalina, portakal varken, çok sevdiğim muzu ancak gerçekten canım isterse alıyorum pazardan. Parası için de değil ama; olabildiğine sadeleşme, basitleşme istek ve ihtiyacımdan başka bir şey değil. Hem dalından meyve toplama şansım varken… Veya ceviz…
-
… zamanı geldi
Uzun zamandır gündemden bilerek, isteyerek ve memnuniyetle uzak duruyorum; ancak bugünlerde olan biteni (gündemdeki yolsuzluk muhabbetlerinden bahsediyorum tabii) göz ucuyla da olsa takip ediyorum. Ortaya çıkanlar elbette -ve maalesef- ki şaşırtmıyor ama çıkış şekli ve bu efendi-hoca kapışmasının önemli sonuçları olacak gibi. Göz ucu takibimle ve okuduğum 3-5 köşe yazısıyla bunları tahlil etmeye yeltenecek değilim elbet. Sadece şu hissiyatımı paylaşasım geldi -ki bu minvalde hisseden bir sürü kişi olduğunu biliyorum- : Siyasetin ve sistemin gelmiş olduğu durum gerçekten çok büyük bir kepazelik. Oyuncak gibi oynuyorlar kanunlarla, parayla, bizlerle. Oynuyorlar da; olayların büyümesi, bu adamların bir şekilde düşmeleri ve başka herhangi bir ‘sistem partisi’nin başa gelmesi söz konusu olursa ne olur ki? Çok…