• bana dair,  bize dair

    kendime doğru

    Görsel: Meltem Türkan Alagöz İki ay kadar önce olmalı, bir arkadaşımla güzel bir kahvaltı sofrasında oturuyorduk, ki şu soruyu sordu: “Eeee, Likya Yolu etkinliği* yapacak mısın?” Son iki yıldır kıştan bahara, yazdan güze dönerken, bu fikir hemencecik zihnimde beliriyor ve yine, çoktan belirmişti. Nasıl belirmesin; ortalama 10 kişi ile son derece keyifli üç ya da dört gün, sevdiğim ve faydasını gördüğüm şeyleri birileriyle paylaşma fırsatı, topluluğumun genişlemesi ve bütün bunlar yetmezmiş gibi, etkinlik sonunda gönüllerinden geçen para ve diğer armağanları benle paylaşmaları neticesinde maddi ihtiyaçlarımın önemli bir kısmını bu yolla karşılamak… Bir Emre daha ne isteyebilir ki?! Fakat cevabım müspet olmadı, tam olarak menfi de değildi; sanıyorum ki kelimesi kelimesine…

  • bana dair,  bize dair

    kuzu göbeği

    Yazmıyorum bir süredir. Kelimeler güçlerini ve gerekliliklerini yitirdiler sanki. Geri kazanacakları zaman gelecektir mutlaka, ve yeniden kaybedecekleri zaman da… Her şey değişiyor, dönüşüyor; hep… Devr-i daim… 2018’e fena hâlde yüksek girdim, sonra minik bir çakılma, sonra hafif bir yükseliş ve şimdi durulma… Hiçbir şey yapmama gerek yokmuş gibi; illaki bir gereklilik varsa, o da, hiçbir şey yapmama gerekliliğiymiş gibi bir hâller… … Biri bi’şey yazıyor/söylüyor, diğeri kendi penceresinden, kendi algılarıyla, kendi yansımasına uygun düşeni okuyor/duyuyor. Ben bunları yazarken sende kim bilir neler oluyor; ben ne yazarken sen ne anlıyorsun… Yazdığım şey nereden geliyor, orası da muallak. Yani yazan kişi ben miyim, o bile belli değil… Sahi ben ne? Ne desem…

  • bize dair

    Bir tüketim nesnesi olarak atölyeler, vörkşaplar…

    Bu konuda yazmaya kalkışmam ironik görünebilir. Zira özellikle şu sıralar, bir ya da birkaç günlük etkinlik, atölye vs. çağrıları yapıp duruyorum. Bu yazıda tüketim nesnesi hâline gelmiş atölyeleri, buluşmaları sorgulayacak olduğuma göre kendi ayağıma ateş ediyor olabilir miyim? Belki. Bu beni durduracak mı? Hayır. ((: “Tüketmekten ne anlıyorum?” diye sordum kendime şimdi ve aklıma ilk gelen cümle, bir şeyi içselleştirmeden, sindirmeden, ondan beslenemeden kullanmak oldu. Yani her türlü kullan-at-unut ilişkilenmemizi, tüketme kapsamına alıyorum galiba. Tükettiğimiz şey gıda da olsa, ilişki de, atölye de; temel mantıkta bir fark yok diye düşünüyorum. Ve müthiş bir yabancılaşma içinde yaşayan günümüz insanı hemen her şeyi tüketir oldu. Zamanımızı, paramızı ve diğer her şeyi tüketiyor, aslında çoğunlukla…

  • bize dair

    Ben ne yapabilirim?

    The More Beautiful World Our Hearts Know is Possible, Türkçesiyle, Kalplerimizin Mümkün Olduğunu Bildiği Daha Güzel Dünya‘yı okuyorum; ki üniversite yıllarından sonra İngilizce olarak okuduğum ilk kitap. Bu blogda Kutsal Ekonomi adlı muhteşem kitabını sıkça andığım Charles Eisenstein’ın mevcut dört kitabından biri. Şu an için Türkçesine ulaşamazsınız ama çok uzak olmayan bir gelecekte, çok şükür ki mümkün gibi görünüyor. Bu da konuya dair kamuoyuna ilk bilgi sızdırma olsun. Kıpss! (2019 güncellemesi: Kitabın Türkçesi topluluk desteğiyle basıldı, dağıtıldı. Türkçe kitabın facebook sayfası için buraya, çevrimiçi okumak için ise şuraya buyrun.) İngilizce kelime haznem, Charles’ın her yazdığını anlamama yetmiyor ve sürekli sözlüğe bakmak akışı bozduğu için çoğu zaman kullanmıyorum ama anladığım kadarı…

  • bize dair

    Fazla düşünüyor olabilir miyiz?

    Geçtiğimiz Kasım ayında Sürdürülebilir Yaşam Film Festivali için İzmir’e gittiğimde tanıştığım insanlardan ikisi, kırsala yerleşmek isteyen çok şeker bir çiftti ve kaşla göz arasında bana süreçlerini, soru işaretlerini, korkularını, endişelerini anlatıverdiler. Doğrusu, az zamanda gerçekten de bir sürü detay paylaştılar ve benden cevap, yorum gibi bir şey beklediklerini fark ettiğim an aklıma gelen ilk şeyi söyledim: “Çok fazla düşünüyorsunuz.” Galiba dostlarımda ve tüm insanlarda en değişmesini umduğum özelliklerden biri tam da bu: Çok fazla düşünmek; dolayısıyla çok fazla hesaplamak, detaylara dalmak ve oralarda kaybolmak. Daha önceleri de yazdığım üzere, bir şey üzerine uzun uzun ve tüm detaylarıyla düşünerek karar vermeye kalktığımız takdirde, bu fazlasıyla zihinsel bir süreç oluyor ve hemen…

  • bize dair

    değişim ve kompost

    Birkaç gün önce Funda ve Esra ile yaptığımız çemberde, daha önce birkaç yazıda daha anmış olduğum sevgili dostum ve hocam, öğretmenim Andrew’un cümleleri yankılandı zihnimde: “Eski dünya ölüyor, yeni bir dünya doğuyor. Şu an tam aradayız. Tam olarak neyin doğacağını hiçbirimiz bilmiyoruz, şu anda olmakta olan ilk kez oluyor.”… Bunları aklıma getiren, üç kişicik yapmış olduğumuz şahane çemberde Funda’nın söyledikleri oldu. Eski yaşamını büyük oranda geride bıraktığını ama yeninin henüz tam olarak gelmediğini ve ne olacağını, bazen sakince bazen ise sabırsızlıkla beklediğini ve bu bekleyiş esnasında huzursuzlanabildiğini paylaştı*. İşte ondan bunları dinlerken Andrew’un sözlerini andım ve bu durumun, dünyanın içinden geçmekte olduğu sürecin benzeri olabileceğini, onun mikro hâli gibi göründüğünü…

  • bize dair

    beyaz yakalı, bol kutulu metropol hayata methiye

    O kadar acayip bir dünyada yaşıyoruz ki… En eğitimli, en parlak, en zeki –olduğu söylenen-, kar rengi yakalı kişiler, zamanlarının çok büyük bir kısmını çok katlı kutulardaki* küçük bölmelerde bir takım ekranları seyrederek ve bir takım tuşlara basarak -çoğu sanal olan- bir takım şeylere neden olarak geçirmek için birbirleriyle yarış hâlindeler. Aynı en eğitimli, en parlak, en zeki kişiler, zamanlarının kalanının diğer bir büyük kısmını başka birtakım kutuların içinde geçiriyorlar ve çoğunlukla uyumaktan öte bir şey yapamadıkları bu kutuları satın almak için 8-10 yıllık borçlara girerek kendi kendilerini çok katlı kutulardaki işlerine devam etmek zorunda bırakıyorlar. Bunla kalmıyor tabii, ileride çocukları da kendileri gibi en eğitimli, en parlak, en zeki…

  • alıntılar

    Başkalarını Yargılamak Üzerine – Ram Dass

    Bugün Ram Dass’ın şu güzel cümleleriyle karşılaştım ve hemencecik çeviriverdim. Funda da kontrol ederek birkaç güzel öneriyle çevirinin okunurluğunu kolaylaştırdı. Kendimin ve tüm okuyanların kalbine dokunması, içselleşmesi dileğimle… *** *** ***  Başkalarını Yargılamak Üzerine “Zihninizin nasıl yargıladığını izleyin. Yargılar, kısmen kendi korkularınızdan çıkagelirler. Diğer insanları yargılarsınız çünkü kendi oluşunuzda rahat değilsinizdir. Yargılayarak diğer insanlarla ilişkilerinizde nerede durduğunuzu anlarsınız. Yargılayan zihin son derece bölücüdür. Ayırır. Ayrılma, kalbinizi kapatır. Eğer birine kalbinizi kapatırsanız, kendi acılarınızı ve onlarınkini devam ettirirsiniz. Yargılama hâlinden çıkmak, açık bir kalple sizin ve onların çıkmazlarına değer vermeyi öğrenmek anlamına gelir. İşte o zaman, ayrılma yaratmaksızın kendinizin ve diğerlerinin sadece olmasına* izin verebilirsiniz. Tek gerçek oyun, olma* oyunudur, güçlü…

  • bana dair

    bir akşam yemeği

    Dün akşamki menümüzde üç çeşit yemek vardı (genelde iki çeşit oluyor, bazen de tek). Perşembe günü pişirdiğimiz ve dün üçüncü kez yediğimiz tarhana çorbası, cuma günü pişirdiğimiz ve dün ikinciye yediğimiz bulgur pilavı, bir de salata. Tarhanamız, gıdamızın büyük kısmını karşıladığımız Fethiye Üretici Pazarı’ndan, hep alışveriş yaptığımız ama adını unuttuğum teyzeden. Bir-iki ay önce bir kg almıştık; lezzeti, besleyiciliği ve pratikliği ile sıkışık zamanlarda kurtarıcımız oldu; bu hafta yine aldık. Önce -köyde kendi topladığımız zeytinlerden elde ettiğimiz- zeytin yağında sarımsağı biraz çevirdikten sonra, bu yıl ilk kez biraz domates salçası da (ki onu da aynı pazardan başka bir teyzeden almıştık) ekledim, iki çevirdim, sonra soğuk suyu boca ettim tencereye, üstüne…

  • bize dair

    diğer yol

    Şimdi derin bir nefes al ve çok öfkelendiğin birini gözünün önüne getir. O kişi kim bilir ne yaptı sana ya da bir başkasına, başkalarına, belki doğaya, belki bir hayvana… Belki sana yamuk yapan bir arkadaşın, belki bir ülkeyi savaşa sürükleyen bir devlet adamı, belki Anadolu’daki son vaşaklardan birini öldüren bir adam… Bu kişi ya da kişiler, bu “kötü” şeyi yapmadan bir gün önce ne hâldeydiler acaba… Peki ya ondan önceki gün, ve ondan önceki… Eylemlerimiz, deneyimlerimiz sonucunda hayata verdiğimiz tepkiler ya hani… Geriye gitmeye devam ettikçe bir yerde sebebe ulaşacağız. Sevgisiz bir çocuk olarak mı yetişti, ailesinden şiddet mi gördü, bir takım “zararlı” fikirleri arkadaşları mı kafasına soktu, başkalarından kazıklar…